KAYABAŞI

İmar Planını Değiştirmek Amacıyla Yapılan "Plan Değişikliği Teklifleri" Hk

İmar Planını Değiştirmek Amacıyla Yapılan "Plan Değişikliği Teklifleri" Hk
İmar Planını Değiştirmek Amacıyla Yapılan "Plan Değişikliği Teklifleri" Hk

İmar planları belediye meclisleri tarafından kabul edilip askıya çıkarılarak ilan edildikten sonra dava açma süresi içinde imar planının iptali istemiyle dava açılabileceği gibi yıllar geçtikten sonra bile plan değişikliği teklifinin kabul edilmemesi üzerine de bu teklifin reddi ile beraber imar planına karşı dava açılabilmesi mümkündür. 

İmar planları, durağan, değişmeyen, statik belgeler değillerdir. İmar planlarının hazırlanmasında planlama alanına dair öngörülen nüfus, toplumsal, iktisadi ve kültürel değişimin, öngörülenden daha hızlı bir biçimde gerçekleşmesi mevcut imar planlarının bu değişime koşut olarak yeniden değerlendirilmesi ve değişimin büyüklüğü nispetinde üst ölçekli planlara da bu değişimin yansıtılması gerekmektedir. Bu değişimin imar planlarına yansıtılması bakımından mevzuatta "revizyon imar planı", "ilave imar planı", "imar planı değişikliği" gibi araçlar geliştirilmiştir. Başka bir ifadeyle, bu düzenlemeler, imar planlarının ihtiyaçları karşılayamadığı ve uygulamasının sorun teşkil ettiği durumlarda başvurulacak yollar olarak gösterilmiştir. Sonuç olarak, üst ölçekli planlarda belirlenen planlama ana ilkeleri, stratejileri ve kararlarına aykırı olmamak, onlarla uyum içinde kalmak koşulu ile, alt ölçekli planlarda değişen koşul ve gereksinimlere yanıt verecek değişikliklere gidilebileceği, planlama sürecinin dinamik yapısının kaçınılmaz bir sonucudur.  Bu şekilde yapılacak plan değişiklikleri yetkili idarelerce resen yapılabileceği gibi, taşınmaz maliklerinin talebi üzerine de, yasal koşulların gerçekleşmesi halinde yapılabilmektedir. Yapılan plan değişikliklerinin amaç yönünden yargısal denetimi ise bu değişikliği zorunlu kılan nedenlerin irdelenmesi yoluyla yapılır. 2577 sayılı Kanun’un 10. maddesi ile, ilgililerin haklarında idari işlem tesis edilmesi için idareye yapacakları başvuru hususu düzenlendiğinden ilgililer tarafından yapılacak plan değişikliği başvurularının 2577 sayılı Kanun’un 10. maddesi kapsamında yapıldığı kabul edilmektedir. Böylece ilgililere dava açabilmeleri için idari makamlara başvuruda bulunup idari işlem tesis ettirmeleri olanağı sağlanmıştır. Anayasal güvence altındaki temel hak ve özgürlüklerden olan mülkiyet hakkının kullanılabilmesi için ilgililerin gerekli işlemlerin yapılmasını idarelerden her zaman isteyebilecekleri açıktır. İmar planları mülkiyet hakkıyla ilgilidir ve mülkiyet hakkının kullanılabilmesi amacıyla imar planı değişikliği talebiyle aynı konuda idareye tekrar başvurulmasına ve başvuruya verilen cevap üzerine imar planına karşı dava açılmasına bir engel bulunmamaktadır. Zira mülkiyete bağlı sınırlamaların devam ettiğinden bahisle ilgililer tarafından yapılacak plan değişikliği talebi ile her yeni başvuru sonrası idarece tesis edilecek işlem üzerine yukarıda açıklanan 2577 sayılı Yasa’nın 7. maddesinde öngörülen 60 günlük süre içerisinde imar planına karşı dava açılabilmesi olanaklıdır.  

Nitekim Anayasa Mahkemesinin 08/11/2017 tarihli, 2014/17738 başvuru numaralı Ali Sayıcı ve diğerleri kararı ile; ... Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en etkili yolu, yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir (AYM, E.2014/76, K.2014/142, 11/9/2014). Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı ve uyuşmazlık kapsamında bir talebi mahkeme önüne taşıyabilmek ve bunların etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir... Dava konusu edilen uyuşmazlığın esasının incelenmesini engelleyen yasal düzenleme ve uygulama, mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil edebilir. Somut olayda başvurucu tarafından açılan davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Davanın süre aşımı yönünden reddedilmesi nedeniyle uyuşmazlığın esasının incelenememiş olmasının, mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil ettiği açıktır....mahkemeye erişim hakkına ilişkin sınırlandırmaların da kanuna dayanması, hakkın özünü zedeleyecek şekilde hakkı kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi ve ölçülü olması gerekir (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38; İbrahim Can Kişi, B.No:2012/1052, 23/7/2014, § 36). Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52). ... İdari işlemlere karşı dava açmanın belli bir süreyle sınırlanması idari istikrar gerekçesine dayandırılmaktadır. İdari istikrarın sağlanması Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. Dolayısıyla kanun koyucunun idari istikrarın sağlanması gayesiyle idari işlemlere karşı dava açılmasını belli bir süreyle sınırlamasının anayasal açıdan meşru bir amaca dayandığı anlaşılmaktadır (Çölbeyi Lojistik Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, § 52). ... Son olarak müdahalenin ölçülü olup olmadığı irdelenmelidir. Ölçülülük ilkesi, öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını ve bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. Öngörülen tedbirin, maliki olağan dışı ve aşırı bir yük altına sokması durumunda müdahalenin ölçülü olduğundan söz edilemez. 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesinde düzenlenen altmış günlük dava açma süresinin, dava açılabilmesi için başvuruculara yeterince düşünme ve hazırlanma imkânı sunduğundan makul ve ölçülü olduğu anlaşılmaktadır. Başvurucuların bu sürenin ölçülü olmadığı yolunda bir şikâyetleri de bulunmamaktadır. Başvurucuların şikâyeti, zımni ret süresinden sonra idarece tesis edilen işleme karşı yeniden dava açma imkânının tanınmamasına yöneliktir. Somut olayda Belediye Meclisinin, zımni ret süresinden sonra tesis ettiği işlem, talebin reddi yolundadır. Talebin reddine ilişkin işlemin, doğurduğu hukuki sonuçlar itibarıyla zımni ret işleminden hiçbir farkı bulunmamaktadır. Başvurucuların zımni ret süresinin bitiminden itibaren altmış gün içinde dava açma hakkına sahip oldukları gözetildiğinde zımni ret süresinin bitiminden sonra talebin reddi yolunda tesis edilen işleme karşı ayrıca dava açma imkânı tanınmamasının başvuruculara aşırı ve katlanılamaz bir külfet yüklemediği sonucuna ulaşılmaktadır.... Ayrıca başvurucuların ileriye yönelik olarak imar planı değişikliği talebiyle idareye başvuruda bulunması ve talebin reddi hâlinde bunu dava konu etmesi mümkündür. Başvurucuların bu yolla dava açma imkânına sahip olmaları, başvuruculara yüklenen külfetin daha da hafiflemesine vesile olmaktadır.... Sonuç olarak mahkemeye erişim hakkına yönelik açık bir ihlalin bulunmadığı anlaşılmaktadır.." cümlelerine yer verilmektedir.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun 44. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde, imar planı yapımı ve değişiklikleriyle ilgili kriterlerin tespiti ve imarla ilgili diğer hususların Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği hükmü yer almaktadır. Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin "İmar planı değişiklikleri" başlıklı 26. maddesinde, "İmar planı değişikliği; plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü, sosyal ve teknik altyapı dengesini bozmayacak nitelikte, kamu yararı amaçlı, teknik ve nesnel gerekçelere dayanılarak yapılır." düzenlemesine, "Planların sunulması" başlıklı 31. maddesinde, “(1) İdare; onaylanmak üzere iletilen plan tekliflerini, öncelikle eksik belgesinin olup olmadığı yönünden inceler, eksik belgesi bulunanların eksikliklerinin ilgilisince 30 gün içinde tamamlanmak üzere iade eder. (2) Plan teklifleri; Kanun ve bu Yönetmelik hükümleri uyarınca, planın kademesi ve türüne göre üst kademe planlar, planlama esasları, yapılan analiz ve kararlar ile birlikte gerekçesi, planın kent bütününe ve çevresine etkisi ve uyumu, ulaşım sistemi ile bütünleşmesi, kentsel, sosyal ve teknik altyapılarının sağlanması, kentsel doku ve yaşanabilirlik hususları kapsamında değerlendirilir. (3) Plan paftası, plan notları, plan raporu bulunmayan ve plan teklifi niteliğini haiz olmayan, müellif tarafından yapılmayan ve imzalanmayan planlar, idarelerin karar mercilerine sunulamaz. (4) İmar planı teklifleri, planın kapsadığı alanın maliki veya maliklerinin yasal vekilleri tarafından sunulabilir. Planlanan alan içinde maliklerine ulaşılamayan, malikleri belli olmayan veya maliki bulunmayan yerlerin mevcudiyeti halinde, bunların ilgili idarece belgelendirilmesi ve planlanan alanın %20’sini aşmaması şartı aranır.” düzenlemesine yer verilmiştir. 3194 sayılı İmar Kanunu’nun Ek 8. maddesinde "Plan değişiklikleri, plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü sosyal ve teknik altyapı dengesini bozmayacak şekilde ve teknik gerekçeleri sağlamak şartıyla yerleşmenin özelliğine uygun olarak yapılır. Plan değişikliği tekliflerinde ihtiyaç analizini içeren sosyal ve teknik altyapı etki değerlendirme raporu hazırlanarak planı onaylayacak idareye sunulur. Fonksiyon değişikliği hariç olmak üzere, parsel bazında; nüfusu, yapı yoğunluğunu, kat adedini, bina yüksekliğini arttıran imar planı değişiklikleri yapılamaz. Ancak bir fonksiyon, parsel bazında konut kullanımına dönüştürülemez. Bin metrekareden az olmamak kaydıyla oluşmuş adalarda; ada bazında nüfusu, yapı yoğunluğunu, kat adedini, bina yüksekliğini arttıran veya fonksiyon değişikliği getiren plan değişikliklerinde ihtiyaç duyulan kültürel tesis, sosyal ve teknik altyapı kullanımları; adanın merkezine en fazla 500 metre yarı çaplı alanda karşılanmak zorundadır (Değişik fıkra:5/12/2024-7534/7 md.). Taşınmaz maliklerinin tamamının talebi üzerine parsel bazında fonksiyon değişikliği ile ada bazında yapılacak imar planı değişikliği sonucunda değerinde artış olan parsel veya parsellerin artan değeri ile mahkemelerce iptal edilen imar planı değişikliklerinde, imar planı değişikliği neticesinde yürürlükten kalkan imar planı ile teklif edilen yeni imar planının kapsadığı parsel veya parsellerde oluşan değer farkının yüzde doksanı (%90) değer artış payı olarak alınır. Değer artış payı bedelinin tespitinde 2942 sayılı Kanun’un 11’inci maddesinde belirtilen bedel tespit esasları gözetilir." hükmüne yer verilmiştir.  

Danıştay &. Dairesinin Danıştay Dergisinde de yayımlanan 2024/5965 sayılı kararında da ;

"Öte yandan, imar planı değişikliği yapılması isteminin reddi üzerine, ret işleminin iptali için açılacak bir iptal davasında yargısal denetimin esasen imar planına yönelik olarak yapılacağı kuşkusuz olup, yargısal kararlar da bu yönde istikrar kazanmış bulunmaktadır. Dolayısıyla, ret işleminin tebliği üzerine süresinde açılan bir davada, istemin reddine yönelik işlemin iptalinin istenilmemiş olması planın esasına yönelik bir yargısal denetimin yapılmasına engel oluşturmamaktadır. Dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte  yürürlükte olan Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinde plan değişikliği, plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü, teknik ve sosyal donatı dengesini bozmayacak nitelikte, bilimsel, nesnel, ve teknik gerekçelere dayanan, kamu yararının zorunlu kılması halinde yapılan plan düzenlemeleri olarak tanımlanmış olup, ilgililerin plan değişikliği koşullarının oluştuğunu öne sürerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 10. maddesi uyarınca taşınmazları ile ilgili olarak mülkiyet hakkı kapsamında her zaman plan değişikliği isteminde bulunabilecekleri ve istemlerinin reddi üzerine dava açma süresi içinde bu işlemlerinin reddine ilişkin işlem ile birlikte veya ayrı olarak imar planına karşı dava açabileceği tabiidir. " cümlelerine yer verilerek plan değişikliği teklifinin belediyece kabul edilmemesi üzerine dava açılabileceği vurgulanmaktadır. 

Sonuç olarak,  üst ölçekli planlarda belirlenen planlama ana ilkeleri, stratejileri ve kararlarına aykırı olmamak, onlarla uyum içinde kalmak koşulu ile, alt ölçekli planlarda değişen koşul ve gereksinimlere yanıt verecek değişikliklere gidilebilmesinin, planlama sürecinin dinamik yapısının kaçınılmaz bir sonucu olduğu, bu şekilde yapılacak plan değişiklikleri yetkili idarelerce resen yapılabileceği gibi, taşınmaz maliklerinin talebi üzerine de, yasal koşulların gerçekleşmesi halinde yapılabildiği ortadadır. Yapılan plan değişikliklerinin amaç yönünden yargısal denetiminin ise bu değişikliği zorunlu kılan nedenlerin irdelenmesi yoluyla yapılacağı, ilgililerin plan değişikliği koşullarının oluştuğunu öne sürerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 10. maddesi uyarınca taşınmazları ile ilgili olarak mülkiyet hakkı kapsamında her zaman plan değişikliği isteminde bulunabilecekleri ve istemlerinin reddi üzerine dava açma süresi içinde bu işlemlerinin reddine ilişkin işlem ile birlikte veya ayrı olarak imar planına karşı dava açabileceğinin tabii olduğu kuşkusuzdur. 


Av. Sadi KAYABAŞI 

Paylaş:
Son Blog Yazıları
16 Haziran 2026 Salı
3194 sayılı İmar Kanununda imar planlarının nazım imar planı ve uygulama imar planı olarak hazırlanacağı, 8. Maddesinde ise mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planlarının ilgili belediyelerce y...
11 Haziran 2026 Perşembe
657 sayılı Devlet Memurları Kanununda disiplin cezaları uyarma, kınama, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve devlet memurluğundan çıkarma cezaları olarak sayılmaktadır.Hem 675 sayılı Kanunda hem de diğer personel mevzuatında memura verilecek disiplin cezaları arasında yazılı ikaz şek...
19 Mayıs 2026 Salı
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinin birinci fıkrasında idari dava türleri sayılmış olup, buna göre;a) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırıolduklarından dola...